Ceren ÖZCAN - İş Güvenliği Uzmanı

İş sağlığı ve güvenliği sisteminin SGK açısından değerlendirmesi
 
Merhaba Değerli Termo Klima Dergisi Okuyucuları,
 
Bu ay sizlerle İş Sağlığı ve Güvenliği oluşumunu 21 yıllık Sosyal Güvenlik Kurumu kariyeri olan Serhat OSGB yönetim kurulu üyesi Süleyman Nazif Özge’nin bakış açısı ile inceleyeceğiz. Süleyman Bey bizlere 6331 sayılı İSG kanununu tüm boyutları ile yorumlayabilme yollarını ve İnsan mühendisliği olgusunun Sosyal Güvenlik Kurumu ile kesişen noktalarını aktaracak. İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası başka hangi yasalar ile paralel işler? Yasanın avantajları ve dezavantajları nelerdir? Daha iyi bir İSG oluşumu nasıl sağlanabilir?  Bütün sorularımızın cevaplarını hep beraber arayalım. 
 
Süleyman Bey bizlere özgeçmişinizden bahsedebilir misiniz? SGK kariyeriniz ve A sınıfı iş güvenliği uzmanı olarak eminim sektörde çok spesifik bir kariyere sahipsiniz.
SÜLEYMAN NAZİF ÖZGE: 26.05.1997 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumunda göreve başladım. Yaklaşık 21 yıl Sosyal Güvenlik Kurumunun çeşitli birimlerinde görev aldım. Sosyal Güvenliğin gerekliliği konusunda konuya her yönü ile vakıf olabilecek kadar görev aldığıma inanıyorum. 31.12.2012 de İş sağlığı ve güvenliği yasası yürürlüğe girdikten sonra bölüm itibarı ile Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi mezunu olduğum için 2013 yılında C sınıfı uzmanlık belgesi aldım. Ondan sonraki süreç içerisinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın düzenlemiş olduğu sınavlarda A sınıfı uzman belgesi almaya hak kazandım. 2014 yılında Serhat OSGB yi Serhat Turfan ile birlikte kurma kararı aldık. Bu süre zarfında şirket çalışmalarını Serhat Bey ile yürüttük yalnız 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu gereği aktif olarak çalışmam mümkün olmadığı için sadece danışmanlık boyutunda fikir satma sureti ile şirkete katkıda bulundum. Takip eden süreçte 31.12.2017 tarihinde sağlık nedenlerinden dolayı emekliye ayrılarak Sosyal Güvenlik Kurumundan ayrıldım. Şu anda aktif olarak Serhat OSGB bünyesinde yönetim kurulunda görev yapmaktayım. Çalışma hayatımın bana kazandırdığı bilgiler ışığında 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği yasasının yürürlüğe girmesiyle birlikte 5510 sayılı yasa ve 4857 sayılı yasanın devre dışı kaldığını düşünmüyorum. Tam tersi bu yasaların aralarında organik bağ olduğunu düşünmekteyim. İSG yasasının devreye girmesinden sonra çalışma hayatını ilgilendiren tüm faaliyetler, iş kazaları, meslek hastalıkları, işçi işveren hakları, işçi işveren mevzuatı bahsettiğimiz bu organik bağ ile ilişkilendirilmektedir. Bu yasaları birbirinden ayırmak mümkün değildir, uygulanma şekilleri de birbirlerine entegredir. 
 
Serhat OSGB yolculuğunuz nasıl başladı? Sizi OSGB açmaya iten sebepler nelerdi?
SÜLEYMAN NAZİF ÖZGE:  İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu yürürlüğe girdiği sırada öncelikle danışmanlık şirketi olarak göreve başladık. Danışmanlık şirketimiz risk analizi, acil eylem planları, Kişisel koruyucu donanım tedariği ve Sosyal Güvenlik danışmanlığı boyutunda belli bir süre aktif olarak hizmet verdikten sonra,  beklenen şartları yerine getirebildiğimiz için OSGB açmaya karar verdik. Bu kararı almamızda en büyük etken iyi bir doku oluşturmamızdır. Sahada Serhat Bey’in tecrübeleri benim mevzuat bağlamında katacağım katma değer ve OSGB mantığının klişe bakış açısının ötesinde düşüncelerimizin var olması bizi birleştiren en büyük etkenlerdi.  Bize göre İş Sağlığı ve Güvenliği ucu bucağı ve sınırları olmayan bir insan mühendisliğidir. Yaşama dair bütün unsurları kapsar. OSGB mantığını daha çağdaş düzeylere taşımalıyız. Amaç sadece Serhat OSGB olarak fatura kesmek ticari kazanç elde etmek değildir. 21 yıllık Sosyal Güvenlik Kurumu tecrübelerimizi aktarmak ve 6331, 4857, 5510 sayılı kanunların bünyesinde hareket ederek OSGB mantığına yeni bir bakış açısı getirmek başlıca hedefimizdir. 
 
İş sağlığı ve güvenliği oluşumuna bakış açınızdan bahsedebilir misiniz?
SÜLEYMAN NAZİF ÖZGE: İş sağlığı ve güvenliği oluşumunu iki boyutta değerlendiriyorum. Bakanlık boyutu ve OSGB boyutu. Bakanlık boyutunda 6331 sayılı yasayı incelediğimizde gerçekten Türkiye deki en istisnai yasalardan biri olduğunu görüyoruz. Çok kapsamlı ve yararlı bir yasa. Aksayan noktaları tabii ki var OSGB, uygulama, denetim boyutlarını buna örnek gösterebiliriz. Bakanlık boyutundaki aksamalar OSGB leri ticari yönlere itmektedir. Nasıl ticari olarak kazançlı çıkarım? Nasıl kanunda boşluk bulup manipülasyon yaparım?  gibi hesaplar içine giriyorlar.  Hizmet vermek yerine fatura kesen kuruluşlara 4, 5 senedir rastlıyorum. İşi kapitale çevirmek onlar için tek önemli husus.  Bakanlık boyutunda bu işin çok ta ciddiye alındığını düşünmüyorum. Evet Bakanlık bir çalışma yaptı ama bu çalışmanın Bakanlık bürokratlarının başarısı olduğunu da düşünmüyorum.  6331 sayılı yasanın temeline baktığımızda toplama bir yasa olduğunu görüyoruz. Avrupa ve Amerika da uygulanan İş Sağlığı ve Güvenliği  uygulamalarının bir kopyası. Bakın yararlı bir yasa olduğunu sorunun başında söylemiştim ama bize göre yararlı bir yasa çünkü bizim bu konuda bir geçmişimiz yok. Eminim yurt dışında bu yasalar çok daha çağdaş düzenlemelerle güncelleniyordur. Özellikle Almanya da çok daha iyi noktalardalar. Sadece kağıt üzerinde toplama bir yasanın çıkması İş Sağlığı ve Güvenliği sorunlarını çözmüyor. Resmi rakamlara göre son 5 yılda 9000 kişi iş kazasında hayatını kaybetmiş yıla vurduğunuzda 1800 kişi eder Ben bu sayının kayıt dışı olaylar ile yıllık 2000 kişi veya üstünde olduğunu düşünüyorum. İşin tuhaf tarafı Bakanlıklar, Sivil toplum örgütleri, sendikalar, işverenler, çalışanlar kısacası toplum bu ölümlere duyarsız kalıyor. Bakanlıkta sembolik bir İş Sağlığı ve Güvenliği birimi var. Bu birimin yöneticileri ile birebir görüşmeler yaptık. Vasıfları nitelikleri dünyaya bakış açıları bilimsel yönleri çağdaşlıkları tartışılır insanlar şu anda görevdeler. Maalesef Sosyal Güvenlik Kurumunun çatısı oldum olası böyle. 
 
6331 sayılı İş sağlığı ve güvenliği kanunu hakkında ne düşünüyorsunuz? 5510 ve 4857 ile paralel yürüyen bu kanunun farklılık gösterdiği alanlar nelerdir?
SÜLEYMAN NAZİF ÖZGE:  6331 sayılı yasa az önce belirttiğim gibi toplama olmasına rağmen güzel bir yasa. Uygulanırlığı tartışılır.  İşin başındaki bürokratların yeterliliği tartışılır. Bu bahsettiğimiz yasalar arasındaki organik bağ şu şekilde işler. 6331 e göre 5510 a göre ve 4857 ye göre iş kazasının tanımı ve kapsamı farklılıklar gösterebiliyor. En büyük handikap ta meslek hastalığındadır. 6331 sayılı yasada OSGB lerin, İş sağlığı ve Güvenliği uzmanlarının ve İşyeri hekimlerinin en büyük yanılgılarından biri de sadece 6331 sayılı yasa ile bir işyerinin teftiş göreceği mantığıdır. Teftişlerde 5510 ve 4857 sayılı yasalar da devreye girmektedir. Bunun yanı sıra Ağır Ceza Kanunu da, Borçlar Kanunu da iş kazası olduğunda işin mahiyetine göre ilgili bakanlıklar da devreye giriyor. Örnek verecek olursak bir benzin istasyonunda oluşabilecek iş kazasında sadece Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı devreye girmiyor. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Belediyeler yani kısacası ilgili tüm birimler devreye giriyor. Dolayısı ile İş sağlığı ve güvenliği hususunda uzmanların ya da OSGB lerin bunları göz önüne alarak risk analizlerini ve acil eylem planlarını uygulaması gerekiyor. Şimdiye kadar türlü türlü firmaların risk analizlerini gördüm ama hiçbirinde yapılan işkolunun mahiyetine göre yönetmelik maddesine, içeriğe veya genelgeye yer verildiğini görmedim. Örneğin Sanayi ve Ticaret Bakanlığının, Tarım Köy İşleri ve Orman Bakanlığının ya da Milli Eğitim Bakanlığının ilgili mevzuata yönelik risk gurubuna göre yönetmeliklerine risk raporlarında yer verilmiyor. İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanlarının arkasında birçok kanunun gücü var. Çok yönlü düşünerek büyük fayda sağlayabilirler. Serhat OSGB de bu sistemi oturttuğumuza inanıyorum. 
 
Bir SGK profesyoneli olarak değerlendirdiğinizde iş sağlığı ve güvenliği kanunu neler değiştirdi sizce?
SÜLEYMAN NAZİF ÖZGE: Amerika’da 1890 yılında, Avrupa’da 1900 lerin başında uygulanan İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ülkemizde 2012 yılında devreye girmiştir. Sadece yasa çıkmıştır diyebiliriz çünkü ülkemizde değişen çok şey olmamıştır. Benim düşünceme göre İş Sağlığı ve Güvenliği bir kültür meselesidir. Uzun vadede aileden gelen bir bilinçle eğitim hayatında iş hayatında kazandırılan bilgi birikimiyle hayatın sonuna kadar devam etmesi gereken bir olgudur. Yasanın yürürlüğe girmesi bir başlangıç fakat uygulama noktasında ilerlemenin bir süreç aldığının, bunun bir eğitim kültür meselesi olduğunun farkında olmalıyız. İş Sağlığı ve güvenliği sadece risk raporundan, acil eylem planından, iş güvenliği uzmanı ve hekiminin ziyaretlerinden ibaret değildir. Bu kültür bütünsel bir olaydır. İşçi, işveren, devlet üçgeninden yola çıkarsak bu üç unsurun sağlıklı hareket etmesiyle sonuca ulaşırız. Örneğin devlet üstüne düşenleri yaparsa, aileden başlayarak iş sağlığı ve güvenliği eğitimini hayata geçirirse, denetimler ile hem işverenleri hem OSGB leri belirli noktalara taşırsa çıkarılan yasa kağıt üzerinde kalmaz, hayata geçer. 
 
İş sağlığı ve güvenliği açısından geleceğimizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
SÜLEYMAN NAZİF ÖZGE: İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu mevcut durumda tökezleyerek ilerler. Bal yapmayan arı örneğinden yola çıkarsak Bir şeyler oluyor ama ortada bir sonuç yok. Kazalarda bir eksiklik yok. İşverende ve işçide bir kültür yok. Dediğimiz gibi İş Sağlığı ve Güvenliği bir kültür meselesi. Zamanla hepimiz birlikte göreceğiz bu olgunun kültürümüze nasıl nüfus edeceğini.
 
İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun cezai yaptırımları ve idari para cezaları ile ilgili neler düşünüyorsunuz?
SÜLEYMAN NAZİF ÖZGE: Bu yaptırımlara devlet açısından baktığımızda, daha önce devlet dairesinde çalıştığım için biliyorum devletin denetçilerinin bir işyerine teftiş için gitmesi her zaman caydırıcı etkiye sahiptir. Ama iş Sağlığı ve Güvenliği uzmanlarının işyeri ziyaretlerinde talep ettiklerini işverenler çok ta ciddiye almıyor. Bunun çeşitli nedenleri var. Devlet her türlü yaptırımı yapabilir. Çok ciddi rakamlarla cezalara da tabi tutabilir. Fakat dönüp dolaşıp eğitime geliyoruz. Bilinçsiz işveren, neyi neden yapması gerektiğini bilmeden ceza ödeyen işveren aynı hataları yapmaya devam edecektir. 
 
İş kazası ve meslek hastalıkları ile ilgili bize neler söyleyebilirsiniz? Eminim SGK geçmişinizden dolayı birçok vakaya şahit olmuşsunuzdur.
SÜLEYMAN NAZİF ÖZGE: Meslek hayatımda iş kazası ve meslek hastalığıyla ilgili birçok vaka karşıma çıktı. Muhatap olduğum hak sahipleri olsun, mağdur sıfatı ile gelenler olsun, çok tramvatik çok elzem durumlar ile karşı karşıya kaldım. Ne acı bir durum ki Türkiye’de şu anda meslek hastalığı kaydı yok. Sosyal Güvenlik Kurumu açısından çok acı verici bir durum. Birçok insan meslek hastalığının ne olduğunun bilincinde değil. Bir çalışan hastalıktan dolayı işgücü kaybı yaşadığında, sıhhi yönden rahatsızlandığında veya hayatını kaybettiğinde bunu kader olarak nitelendiriyor. Yaşadığı süreci doğal gidişat olarak düşünüyor olması büyük bir handikap. Yine size eğitimden bahsedeceğim. Sebep yine eğitim eksikliği. Meslek hastalığının yapılan işin mahiyeti ile illiyetini ve bağını kayıt altına almadığımız sürece insanlar haklarından mahrum kalacaktır. Netice itibarı ile işgücünü kaybeden çalışana  gelir ya da maaş bağlanacak veya hak sahiplerine ödenek ödenmeye başlanacak. Çoğu mağdur çalışan haklarından haberi bile olmadan ya sakat kalıyor ya da hayatını kaybediyor. Bu olumsuz tablonun birçok nedeni var. Politik, ekonomik,  işçi  işveren  boyutu bunlardan bazıları. İnsan hayatından öte bir şey yok. Söz konusu insan hayatı ise bütün bu bahsettiklerimiz teferruat aslında. Gelelim iş kazalarına, her yıl 2000 in üzerinde iş kazası, 10.000 in üzerinde ramak kala kaza olayı gerçekleşmekte. Artık iş kazaları sektör haline geldi avukatlar, mali müşavirler, ara bulucu avukatlar bir sürü branşlaşma var bu sektörde. Sadece iş kazasına bakan avukatlar var. Kanun ortada işçinin kazanma oranı % 90 ın üzerinde. Bu durumda avukatlarda ranttan bilinçsiz ve yoz bir şekilde yararlanıyorlar. Bakanlığın bu konuya duyarsız kalması ve iş mahkemelerine gitmeden arabuluculuk kurumunun oluşması çok ciddi bir handikap. Suistimaller,  işverenden istifade etme, işverenin haklı olduğu durumlarda art niyetli yaklaşımla işverenin mağdur hale gelmesi artık sık rastlanır oldu. Bir işverenin üzerindeki vergi yükü, SSK stopaj,  zaten günümüzde ağır yüktür. Birçok işveren sektörden elini çekmektedir.
 
Meslek hayatınızda gördüğünüz en zor durum ne idi?
SÜLEYMAN NAZİF ÖZGE: Meslek hayatımda gördüğüm en zor durum tek kelimeyle özetlememiz gerekirse ‘’Çaresizlik’’ ti. Çaresizlik kavramıyla çok boğuştum. İstanbul’da yoğun bir ünitede çalıştığım için günde ortalama 100, 150 insanın sosyal güvenlik açısından farklı farklı sorunlarını dinlemekteydim. Bilinçsizlik nedeni ile sosyal güvenliklerinin olmaması, sigorta primlerinin yatmaması, iş kazaları boyutunda kanuni haklarının bilinmemesi, işveren tarafından ağır ve elverişsiz şartlarda çalıştırılma, çocukların öksüz yetim kalması ve gelirden yoksun olması gibi birçok trajik olaya şahit oldum. Çaresizlik kader veya tesadüf değildir.  Eğitim kültür ve bilinç olmadığı sürece biz bu olgulara kader demeye devam edeceğiz. Devletin kanun gücüyle yaptırım kuvveti var. Devlet işçi işveren üçgeninde devlet üstüne düşeni yapmadığı sürece kanun gücünün bir önleyiciliği kalmıyor. Trajik sonuçların bedelini sırf iş kazasına uğrayan işçi ödemiyor ailesi de birinci derecede etkilenen taraf oluyor.
 
İş sağlığı ve güvenliği oluşumunun daha iyi yerlere gelebilmesi için neler önerebilirsiniz?
SÜLEYMAN NAZİF ÖZGE: Benim avantajım A gurubu iş güvenliği olmamın yanı sıra Sosyal Güvenlik Kurumunda 21 yıl çalışmış olmam. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının kültürü, yapısı,  ve çalışma şekline hakim olmam ve Ortak Sağlık Güvenlik Birimi kurmuş olmam bu soruyu daha sağlıklı değerlendirmeme yardımcı oluyor. İSG oluşumunun daha iyi yerlere gelebilmesi için kültürünün oluşmasının gerektiğini daha önce belirtmiştik. İşin ticari yönüne baktığımızda OSGB ler olsun, avukatlar olsun oluşan bir sürü başka sektörler olsun kapitali ön plana çıkarmaktalar. Devlet olarak baktığımızda yaptırımların sadece teoride değil de pratikte de hayata geçmesi gerektiğini, OSGB ler olarak baktığımızda ticari zorlukların varlığı dikkat çekiyor. Örnek vermemiz gerekirse; Ben bir OSGB sahibiyim Hizmet verdiğim şirketten hizmet bedelimi alıyorum. Benim yaptırımım ne olabilir? Bir sürü eksikliği görmemem gerekiyor. Ya da kanunları uygulama konusunda zafiyet göstereceğim aşikar. Çünkü o şirketten para kazanıyorum. O şirketi rapor etmem ve Bakanlığa bildirmem söz konusu değil. Şu ana kadar 1 tane hizmet verdiği firmayı Bakanlığa bildiren OSGB evrakı görmedim. Ama kanun bizden bunu yapmamızı bekliyor. Ben kendi OSGB mde çok sözleşmeyi bu yüzden feshetmişimdir. Sebebi İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu na riayet etmemeleri sonucu verdiğimiz talimatları yerine getirmemeleridir. Olaya ticari gözle değil de bir sorumluluk bir insani değer ile baktığım için bu fesihleri yaptım. Benim tek başıma bu tavrı takınmam yeterli değil. OSGB kuruluş kanunlarının değiştirilmesi gerekiyor. Bayındırlık Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı uygulamalarını örnek gösterebiliriz. Devlet Sosyal Güvenlik primlerinden kesip İş sağlığı ve Güvenliği bütçesini kendi bünyesinde oluşturup OSGB lerin bütçeleri Çalışma Bakanlığından sağladığı zaman biz bu işten insan hayatını korumak açısından ciddi verim almaya başlarız. Yaptırım gücümüz olur. İşveren kendi sorumluluğunu işçi haklarını bilmek zorunda kalacak ve OSGB de nasıl hareket edeceğini ve sorumluluğunu bilmek zorunda kalacak. Bunların sonucunda tavizsiz bir şekilde ilerlememiz söz konusu olur. İnsan hayatı söz konusu olduğunda ‘’Pardon’’ yoktur. 
 
İş sağlığı ve güvenliği profesyonellerine tavsiyeleriniz nelerdir? 
SÜLEYMAN NAZİF ÖZGE: İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanlarının ve İşyeri Hekimlerinin en büyük handikapları iş kazasıdır. 6331 sayılı yasaya göre hareket etmeliyiz ama sadece onunla sınırlı kalırsak başarılı olamayız. Yasa uzmanların eğitimi için çok az süre tanıdı. Sahaya çıkan çoğu uzman ne yaptığını bilmiyor. 6331 sayılı yasaya göre bulunması gereken evrakları İSG dosyasında tamamladığında o işletmenin iş güvenliğini yaptığını düşünüyor. 4857 sayılı iş kanunu ve 5510 sayılı Genel Sağlık sigortası Kanununu bilmeleri gerekiyor. Sadece bunlarla da sınırlı değil. Mesela cezalar için Borçlar kanunu nu bilmek zorundayız. Uzmanlara tavsiyem Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm yasalarını arkalarına almalarıdır. Bu yasaları risk raporlarımıza, acil eylem planlarımıza evrak ve dokümantasyonlarımıza yedirdiğimiz ve en önemlisi uyguladığımız sürece iş kazaları ve meslek hastalığından korkmamız gerekmez. Bilgi sahibi olmak özgüven getirir özgüven de işinde mutlu olmayı ve verimliliği sağlar. 
 
Süleyman Bey’e bizlere aktardığı değerli bilgiler için teşekkür ediyoruz. İş Sağlığı ve Güvenliği oluşumunun bugünü ve geleceği hakkında onun bakış açısı bizlere yepyeni pencereler açıyor. Bütün çabamız daha iyi çalışma şartları, daha profesyonel ve çağdaş bir gelecek için. Bu ayki röportajımızı Süleyman Bey’in hep bizlere aktardığı adeta özdeyiş haline gelmiş sözleri ile bitirmek istiyorum.
 
“İş Sağlığı ve Güvenliği bir insan mühendisliği bilimidir”
 
Bir sonraki sayıda, İş Sağlığı ve Güvenliği’ nin işletmelerde gerçekleştirdiği faaliyetleri, yasal dayanaklarını ve uygulanma yöntemlerini incelemeye devam edeceğiz.
 
Güvende kalın,
Hoşçakalın.

Ana sayfa 1 Akel-3