Ceren ÖZCAN - İş Güvenliği Uzmanı

İnşaat Sektöründe İş Sağlığı ve Güvenliği

Merhaba Değerli Termo Klima Dergisi Okuyucuları, Bu ay sizlerle İş Sağlığı ve Güvenliği açısından büyük önem taşıyan İnşaat sektörünü hep birlikte mercek altına alacağız. İnşaat sektörü birçok açıdan İSG hizmetlerinin hayati önem taşıdığı geniş bir risk yelpazesine sahip. Kentsel dönüşüm projeleri ile hepimizin hayatına, günlük yaşamına nüfus eden bu sektör ölümlü ve uzuv kayıplı iş kazalarının en çok görüldüğü iş kollarından bir tanesi. Sizlere bu komplike konuda en iyi bilgilendirmeyi yapabilmek için, sahadaki inşaat sektörü tecrübelerinden ve meslekteki devam eden bilfiil uzmanlık kariyerinden ötürü Serhat OSGB yönetim kurulu üyesi ve kurucu ortağı olan Serhat Turfan ile röportaj yapmayı uygun gördük. İnşaat ve yapı sektörü İSG açısından ne gibi tehlikelere sahip? İşverenler ve çalışanlar nasıl fiili ve kanuni açıdan korunabilir? Daha fazla iş kazası olmasını nasıl engelleyebiliriz?
 
 
Bütün sorularımızın cevaplarını hep beraber arayalım. 
 
Serhat Bey bizlere kendinizden bahsedebilir misiniz?
 
İsmim Serhat Turfan. Kimya mühendisiyim ve B sınıfı İş Güvenliği Uzmanıyım. 1979 Sakarya doğumluyum. Üniversite eğitimimi Ankara Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünde tamamladım. Daha sonrasında bu sektörde kısmi bir çalışmam oldu ama çalışma hayatımda genellikle işveren pozisyonunda görev yaptım. Birkaç tane işletmem oldu. 2012 yılına kadar ticaret sektörünün içinde yer aldım. 2012 yılı itibarı ile değer verdiğim mühendis abilerimizin ve büyüklerimizin yönlendirmesi ile İş Sağlığı ve Güvenliği konusuna yöneldim ve sınava girerek İş Güvenliği Uzmanlığı sertifikasını aldım. İlk etapta belirli şantiyelerde yardımcı pozisyonunda faaliyet göstererek işin içerisine girdim. Girdikçe de bu işin zenginliği ve insani yönü beni çok cezbetti. Şu anda da hali hazırda bir OSGB kurucu ortağıyım. OSGB kurulumuna yıllarca SSK da görev yapmış olan değerli büyüğümüz Süleyman Nazif Özge’nin yardımı ve ortaklığı ile başladık. Yaklaşık olarak 5 yıldır bu sektörde  OSGB yöneticisi ve  İş Güvenliği Uzmanı olarak faaliyet göstermekteyim. 
 
İş sağlığı ve güvenliği sektörünü tercih etmenizin sebeplerinden bahseder misiniz?
 
Mühendis kökenliyim. Öğrencilik hayatımdan itibaren bir şeyler ortaya koymak, bir şeyler inşa etmek, yeni ar-ge çalışmalarına imza atmak bütün mühendislerde olduğu gibi benim de hedeflerim arasında idi. İş Sağlığı ve Güvenliği yepyeni bir sektör olarak karşımıza çıktı. Bu sektör Türkiye’nin kanayan yarası olarak ciddi bir ihtiyaç olduğu için bizler de cazibesine kapıldık. İşin içerisine girdikçe gerçekten İş Güvenliği sektöründe bazı kazaları önleyerek bazı ölümlü hadiseleri önleyerek insan hayatına çok daha faydalı olduğumuzu gördük. Daha sonrasında Çalışma ve sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın ciddi bir yaklaşım sergilemesi, bu işin arkasını kanunla doldurup bu kanunların takipçisi olması bizi ilk etapta oldukça teşvik etti ve biz de hem kurum hem de bireysel olarak bu işin içerisinde olmaya karar verdik. Yıllar geçtikçe şunu gördük ki İş sağlığı ve Güvenliği hakikaten çok geç kalınmış bir oluşum. Şu anda eksikleri de olsa bu sektörde tüm mühendislerin gerek ar-ge olsun gerek üretim bazında olsun eğitimden geçerek sürece dahil olmalarını temenni ediyorum. İSG içinde yer alındıkça etrafımızda gerçekleşen değişimleri, firmaların kalite yönetimlerini, çalışanların tutum ve davranışlarındaki iyileşmeleri gördükçe gerçekten haz alıyoruz. Kendinizi bir öğretmen, bir yol gösterici olarak görüp olası bir iş kazasını önlediğiniz zaman mesleki bir tatmin içerisinde oluyorsunuz. Gerçekten bu sektörde faaliyet göstermek tüm aksayan yönlerine rağmen benim için çok önemli. İlerleyen zamanda Hükümetimiz ve ÇSGB Bakanlığı da bu işin arkasında durduğu sürece çok güzel meyveler toplanacağını düşünüyorum. Sektördeki ilklerden olduğumuz için çok mutluluk duyuyorum.
 
İnşaat sektörü hakkında ne düşünüyorsunuz? Son yıllarda gelinen nokta hakkında bize neler söyleyebilirsiniz?
 
İnşaat sektörünün insanlık tarihi ile beraber bir süreci var. Hep anlatılır göçebe hayattan yerleşik hayata geçtikten sonra inşaat başlar. İnsanlar barınma, yol, ibadet ihtiyaçlarını gidermek için çeşitli yapılar inşa etmeye başlamış. Dolayısı ile inşaat bir sektör, bir uğraş, bir meslek haline gelmiş. Günümüzde de nüfusun ve ihtiyaçların artması ile beraber inşaat sektöründe inanılmaz bir gelişim var. Bu gelişim sayesinde yüksek katlı binalar, çok büyük yapılar, büyük köprüler, yeraltı tünelleri gibi devasa yapı çeşitleri hayatımıza girdi. Tabii gelişimin olduğu yerde tehlikeler de aynı oranda büyüyor. Artık evlerimiz eskisi gibi 3,4 metre yüksekliğinde değil, 100 metre, 200 metre yüksekliğinde binalarda oturuyoruz. Bu binaların hikayelerini incelediğimiz zaman da arkasında yüzlerce işçinin alın teri döktüğünü görüyoruz. Mühendisinden kalıpçısına boyacısından peysajcısına kadar birçok safhada onlarca yüzlerce insan görev yapıyor. Binaların yapısı, şekli, şemali imalat sürecinde oluşan tehlikelerin en üst seviyeye tırmanmasını sağlıyor. İnşaat sektörü çalışanları diğer sektör çalışanlarına göre sürekli gelişim içerisindeler ve her geçen gün yeni tehlikeler ile, yeni riskler ile karşı karşıyalar. Ülkemizde İş Güvenliği dendiğinde hem sektörel gelişim olarak hem de iş kazası oranlarının yüksekliği açısından inşaat öncelikli bir yere sahip. Hazırlanan İLO raporlarına baktığımızda gelişmiş olan ülkelerde diğer sektörlere göre inşaat alanında 3,4 kat fazla ölüm oranı var ama gelişmekte olan ülkelerde bu oran 6,7 kat şeklinde gerçekleşiyor. Gelişmekte olan ülkelerin teknolojiyi inşaata yansıtmaları sadece mimari ve yapısal olarak görsellik ve sağlamlık üzerinde yoğunlaşıyor. İmalat sırasında insan hayatına verilen önem gelişmekte olan ülkelerde daha düşük düzeyde. Ülkemizde maalesef şöyle bir tablo var, ölümlü iş kazalarının % 35 i inşaat sektöründe görülüyor. İnşaat sektöründeki iş güvenliği uygulamaları son dönemde gerçekten büyük fark yarattı. Eskiye nazaran bir projeyi ele aldığımızda iş güvenliği dendiğinde insanlar artık ilk defa duyuyormuş gibi bakmıyorlar. Hemen hemen bütün alt taşeronlar, faaliyet gösteren işçiler, her kademede bulunan formenler İş Sağlığı ve Güvenliği açısından refleks sahibi. Tabii ki yavaş yavaş gelişiyor İSG nin algı haline gelmesi ama inşaat sektörü bu yavaşlığı kaldırmıyor. Alınması gereken önlemlerde, yapılması gereken iş ve işlemlerde personel eğitimlerindeki eksiklikleri hataları affetmeyen bir ektörden bahsediyoruz. Bugün çalıştığınız alan 10 metre iken, bir iki hafta sonra 20,25 metrede faaliyet gösteriyorsunuz. Bütün tehlikeler yapının gelişimi ile birlikte şekil değiştiriyor ve artış gösteriyor. Bu sektörde faaliyet gösterdiğiniz zaman sürekli hareket halinde olmanız gerekiyor. Sürekli tehlike ve riskleri kovalamanız lazım. Bu noktalarda bütün çalışanları teyakkuzda tutmanız lazım. Oradaki motivasyon standart bir imalat işindeki motivasyon ile bir tutulamaz. Maalesef iş güvenliği açısından bu motivasyon tam olarak gerçekleşmiyor. Ülkemizdeki sıkıntı bizdeki ekonomik yapı ve rekabet inanılmaz düzeyde. Bugün alt taşeron olarak bir projeye girdiğiniz takdirde ana firma tarafından sizden belgeler isteniyor. Ancak aynı ana firma sizim metrekare fiyatlarınızı beğenmeyip aşağıya çektiği takdirde alt taşeronların ilk ödün verdiği iş, İş güvenliği oluyor. Alınması gereken önlemler iş daha masa başındayken sönümleniyor. İş başladığı zaman da İş Güvenliği uzmanlarımızın gayreti sorumluluk sahibi şantiye şeflerinin gayreti ile İSG yürütülüyor ve canlandırılıyor. İşin ana kaburgası üzerinde yer almakta çok zorluk çekiyoruz. Ben bizzat şahit oluyorum ana firma metrekare fiyatlarında düşüş yaptığı zaman önlem bütçesi düşüyor. Örneğin kalıp işi yapan taşeron metrekare fiyatına 100 TL veriyor diyelim. Bu firma mutlaka güvenlik ağı kullanmalı. Can halatlarının gerilmesi, çalışanların emniyet kemerleri, geçiş mahallerinin kapatılması gerekmekte. Kalıpçılar sürekli yüksekte çalışır ve hava şartlarına maruz kalırlar. Bu tedbirlerin belirli masrafları vardır. Ana firma taşeron firmaya 100 TL metrekare fiyatı olarak pahalı 80TL, 60 TL fiyat veren var dediğinde taşeron firma bu fiyatlara düşebilmek için önce İş Güvenliğinden ödün veriyor. Kaliteli iş ayakkabısı yerine daha düşük segmentte ayakkabı alıyor. İyi bir baret yerine düşük kalite baret, iyi bir güvenlik ağı sistemi yerine önceden el yordamı ile kurulmuş bir güvenlik ağı kullanıyor. Taşeron firmaların haklılığı haksızlığı tartışılır. Ekonomik gereksinimler ve rekabet ortamı maalesef İSG sisteminin işlemesini önleyen en önemli unsurlar. Etrafımızda işini düzgün yapan büyük ve sektörde tanınan firmalar da var. Bu firmalar alt taşerondan fiyat isterken İSG giderlerini ayrı tutuyor. Bu maliyetleri kendileri karşılayıp taşeronlara fatura ediyorlar ya da taşeronlardan maliyet tekliflerini ayrı iletmelerini istiyorlar. Süreci önceden öngörüp maliyet analizi yapıyorsanız işi gerçekçi olarak ele alıp sağlıklı bir biçimde yürütebilirsiniz. 
 
En çok ölümlü iş kazasının gerçekleştiği sektörler arasında inşaat sektörünü sayabiliriz Bu konuda tespitleriniz nelerdir?   
   
Birinci sebep personel profili  diyebiliriz. İnşaat sektöründe özellikle kaba ve demir işlerinde çalışan kişilerin vasıfsız eleman konumunda olmaları, eğitimsiz olmaları sebebi ile hayattan beklentileri ve kendilerine verdikleri önem çok düşük seviyelerde. Farkındalıkları düşük olduğu için neyi nasıl talep edebileceklerini bilemiyorlar. Benim başımdan geçen bir hadiseyi örnek verebilirim. Alman kökenli bir firmanın antreposunun inşaatı esnasında kaba inşaatı bir Türk firması yapacaktı. Sonraki teknik kısımlar ise alman kökenli bir firma tarafından yürütülecekti. Alman personel üniversite mezun bir kadrodan oluşmuyordu, tek farkları onların Alman işçi olmaları idi. Kaba inşaatı Türk firma ile yürütürken İş Güvenliği uzmanı arkadaşlarımızdan mide spazmı geçirenler bile oldu. Çalışanlarımız kendine verilmiş talimatlara sanki onları güvende tutmak yerine kötülük yapıyormuşuz gibi reaksiyon veriyorlardı. İşlerine engel olacakmışız onları ekmeklerinden edecekmişiz algısı ile müthiş bir defans gösteriyorlardı. Bir inşaatta yemek geciktiği zaman bizim işçilerimiz o inşaatı yıkarlar tepkileri ile. İşi hemen durdururlar. Aynı çalışana 12. Katta table kenarında montaj yapılacak dediğinizde işçi emniyet kemeri baret sormadan o işi yapar. Talep etmek aklından geçmez. Altı üstü iki saat aç kalacağı için verdiği tepkiyi neredeyse ölüme yolladığınız işi yaparken vermez. Diyelim ki şantiye içinde bir şaft boşluğu var. Çalışanlar bunun üzerinden atlayarak geçiyorlar. Her atladıklarında bir gün düşeceğiz kafamız gözümüz yaralanacak diye söyleniyorlar. Sigara ve çay molasında da bu durumla ilgili espriler yapılıyor veya şikayetler sıralanıyor. Tepkiler hep kendi aralarında veriliyor. Bu durumu asla bu işi çözebilecek yetkiliye götürmüyorlar. O inşaatın yetkilisi veya formeni gelip sıkıntınız var mı her şey yolunda mı diye sorduğunda ise her şeyimiz tam karnımız tok daha ne isteyelim diyorlar. İşverenler açısından baktığımızda da ekonomik sıkıntılar İSG gerekliliklerinin arka plana atılmasını sağlıyor. Düşük profilli çalışan ve mali kaygılı işveren bir araya geldiğinde inşaat sektöründe yaşanan ciddi kazaların sebebi ortaya çıkıyor. 
 
İnşaat sektöründe en çok hangi meslek gurupları risk altındadır?
 
Benim görüşüme göre risk gurubu yapılan işten ziyade o işte çalışan işçi profili ile alakalıdır. Yanlış anlaşılmaya sebebiyet vermek istemem ama eğitimden bahsetmemiz gerekiyor bu tespitleri yaparken. Eğitimli personel örneğin; asansör çalışanları, ağırlıklı olarak mekanik personelleri talep ve uyarılarımıza çabuk karşılık veriyorlar. Kalıp işçisi ise riskli bir noktada çalışırken sizin uyarılarınızı kulak arkası ediyor ve ciddiye almayabiliyor. İki meslek gurubu da yüksekte çalışıyor. İkisi de çok ciddi riskler ile karşı karşıya. Verdikleri reaksiyon farkı ölüm oranını arttırıyor. Bu sektörde işveren tarafından toplu koruma önlemlerinin alınmaması, alınsa bile çalışanın riayet etmemesi diğer sektörler ile farkı ortaya koyuyor. Standart günlük devinimi belli olan diğer sektörlerde bu durumlara şahit olmuyoruz. İnşaatlarda en riskli gurupları tehlike sırasına göre sıralamak gerekirse kalıp ve demir işlerinde çalışanları ilk sırada sayabiliriz. Eskiden cepheciler de bu sınıfta idi ama denetimler sonucunda kurulan iskelelerdeki değişim gerçekten takdire şayan. Piyasada Alman iskelesi diye tabir edilen tam güvenlikli iskelelerin kullanım oranı artmış durumda. Bu iskeleler kurulmaya başlandıktan sonra cephe çalışanları açısından kaza ve ölüm oranı cidden çok düştü. Stoperi topuklukları can halatları yan bariyerleri yapılmış filesi gerilmiş bir iskelede düşmek için gerçekten özel çaba sarf etmek gerekiyor. İnşaatlarda kaza oranlarına ve mahkeme tutanaklarına baktığımızda kazaların sadece inşaat çalışanlarının başına gelmediğini görüyoruz. İnşaat alanına dairesini gezmek için gelen kat sahiplerinin veya yemek paket servisi için gelenlerin kazaya uğrama oranları gerçekten çok yüksek. Bir peysaj çalışanından daha fazla ölüm riskini maalesef ziyaretçiler taşıyor. İnşaat alanı gerçekten biz İSG profesyonellerinin gözünde bir çatışma alanı gibi değerlendiriliyor. Bu sebepten ötürü bu alana işi olmayanların girmesi katı kurallar ve yaptırımlar ile yasaklanmış olmalı. 
 
Diyelim ki ölümlü bir iş kazası gerçekleşti İşverenin yükümlülükleri nelerdir? Onu ne gibi bir süreç bekler? 
 
Ölümlü iş kazası hiçbir işverenin yüz yüze gelmek isteyeceği bir durum değildir. Böyle bir olay vuku bulduğunda hukuki ve cezai müeddiyeler söz konusu. Cezai müeddiyelerden kısaca bahsedelim. Burada Türk Ceza Kanunu devreye girer ve vaka taksirli suç olarak sınıflandırılır. Kasti olarak adam öldürme suçu söz konusu olur. Bu suçta eğer mücbir sebepler ortada yok ise tamamen ihmal ve yükümlülük ihmali söz konusu ise işveren çok ciddi bir cezai müeddiyeye tabi tutulabiliyor. Hapis cezası, hem devlete hem de ölen kişinin geride bıraktıklarına ödenecek ciddi tazminatlar söz konusu. İşverenler bu tablonun tam bilincinde değil. Bir iş kazası gerçekleştiği zaman SGK ya bildirim yapılması gerekiyor. SGK ya 3 gün içerisinde bildirim yapılması kanuni bir zorunluluk ve cezası var. Daha sonrasında davalar ardı ardına geliyor. Sadece ceza kanunu dava konusu değil. 6331 İSG kanununca size bir dava açılıyor. SGK 5510 sayılı kanunca dava açılıyor. 4857 iş kanununca ve borçlar kanununca davalar açılabiliyor. Tahmini 5,6 kanun dahilinde yargılanabiliyorsunuz. Burda işverenin suçunun veya ihlalinin olmadığı durumlardan da bahsetmek gerekir. İşverenin iyi bir ekibi olması gerekiyor.  Şantiye  şefinin gerçekten kaliteli ve işin takibini yapan biri olması çok önemli. İşverenin bünyesinde İSG uzmanı, İşyeri Hekimi ve Diğer sağlık personelinin bulunması gerekmekte. Bu hususların dışında işverenin en önemli yükümlülüğü de bu bulundurduğu ekibi sahada denetlemesi ve eksikliklerin ivedilik ile tarafından giderilmesidir. Eğer bir işveren kanunun gerektirdiği tüm yükümlülükleri yerine getiriyorsa, önlem ve tedbirleri alıyorsa karşısına çıkacak olan davalarda eli daha rahat olacaktır. Ekipleri bulundurmak , ben bir OSGB ile çalışıyorum avukatım var demek yeterli değil. Kusursuz sorumluluk diye bir kavram var İşverenler devlet nezlinde kusursuz olsalar bile sorumlu tutulurlar. 6331, 4857 ve 5510 sayılı kanunları her işverenin ayrıntıları ile bilmesi gerekiyor ki ne ile karşı karşıya olduklarını tam olarak kavrayabilsinler. Devletin bakış açısı temel olarak çalışan yanındadır. İşveren bu yüzden İSG tedbirlerini eksiksiz almak zorunda. Sonuçta işletmesinin ve kendisinin geleceği adına çok vahim sonuçlar söz konusu olabilir. 
 
Bir işverenin gözünden bakarsak; Neden iş sağlığı ve güvenliği profesyonellerine ihtiyaç duyar? Bizler ne gibi sorunlara çare olabiliyoruz? 
 
İSG  yeni bir sektör. Her ne kadar çalışan üzerinde yoğunlaşılsa da işverenin onun için ne yaptığımız ve neden yaptığımız konusunda eğitilmesi gerekiyor. Süleyman Bey ile bu konularda devamlı değerlendirme yapıyoruz. Biz hep işveren gözüyle baktığımızda ne görüyoruz diye kendimizi sorguluyoruz. İşveren olarak konuya hakim değilsiniz. Bir kanun çıkarılmış bu kanunun size sağladığı çeşitli yükümlülükler ve arka planında ek maliyet getirileri var. İşverenler sürecin içine dahil oldukça göreceklerdir ki, İSG profesyonelleri sahada bulundukları zaman az önce saydığımız vahim iş kazası tablolarında işverenin en büyük yardımcılarıdır. 6331 sayılı kanunun 4. Maddesi işveren yükümlülüklerinden bahseder. Bu maddeyi okuyan işveren şu soruyu sorar. ‘’Her şeyden ben mi sorumluyum?’’ Evet her şeyden işveren sorumludur. Bu noktada işyerinin ve çalışanların güvenliğini sağlamak açısından İSG uzmanı ve İşyeri Hekimi en büyük yardımcılar olarak devreye girerler. Örneğin; İş yeri Hekimi en büyük yardımı işin çalışana, çalışanın işe uygun olup olmadığını tespit ederek yapar. Çalışan işe girerken çoğunluk ile sağlık kusurlarını gizler. Yüksekte yapılması gereken bir işe başvuran çalışan yüksek tansiyon hastası ise çalışması sakıncalıdır. İşveren bu durumu ilk bakışta tespit edemez. İş yeri hekimi bu çalışanın işe giriş periyodik muayenesinde durumu ortaya çıkarır ve çalışılması halinde neler olabileceği konusunda işvereni uyarır. İşveren olası bir ölümlü kazadan daha işin başında korunmuş olur. Çalışanın kazanımı ise hayatta kalmasıdır. Saha içinde bir işverenin göremeyeceği bir İSG uzmanı belirleyip işverene bildirebilir. Bu noktada İSG uzmanı işverenin yükümlülüklerinin paydaşıdır. Şantiyelerde ölümlü iş kazası olmadan başlanılan kadro ile işin temiz bir biçimde bitmesini sağlayan gizli kahramanlar İSG uzmanlarıdır. İşveren ile çalışan arasında köprü vazifesi gören İş Güvenliği uzmanları işverenin omuzundaki iyilik meleği gibidirler. Eğer iş sağlığı ve Güvenliği profesyonelleri olmasa idi bu kadar hızla ve yaygın bir biçimde gelişen inşaat sektöründe iş kazası istatistikler çok kabarık olurdu. Sektörel gelişimin önü kesilirdi. 
 
Çalışan açısından baktığımızda sizce ne gibi faydalar sağlıyoruz?
 
2012 yılında ilk defa İş Güvenliği Uzmanı titri ile sahaya çıktığımda sudan çıkmış balık gibiydik. Çalışanlar da bizim ne iş yaptığımızı uzun süre anlayamadılar. Öyle ki bizi güvenlik firmaları ile karıştırıyorlardı. Bundan 5 yıl önce sahaya girdiğinizde her şeyi en ince ayrıntısına kadar bildirmeniz gerekiyordu. Baretinden tutun yapısal güvenlik ekipmanına kadar her unsurun nasıl kullanılacağını anlatmanız gerekiyordu. Günümüzde çalışanlar sahadaki mevcut tehlikeleri ve riskleri algılayabiliyorlar. Çalışanlarda tam anlamı ile olmasa da büyük oranda farkındalık oluştu. Çalıştığım bir şantiyede İSG uzmanına çekiç fırlatan kalfa görmüştüm. Uzmanın tek kusuru güvenlik tedbirlerinin  alınmasını istemesi idi. Ustaya bunu niye yaptığını sorduğumuzda ‘’Ben 12 yaşından beri bu işi yapıyorum. 12. Katta tek kalasta yürüyen adamım.’’ demişti. Bu cümleyi hiç unutmam. Kimse ondan kalas üzerinde yürümesini beklemiyor. Bunu yaptığı için extra maaş almıyor üstüne üstlük hayatını tehlikeye atıyor. Çalışanlarda şöyle bir bakış açısı vardır; Ne kadar tehlikeyi göze alıyorlarsa o kadar delikanlıdırlar. Kural ve kaidelere uyan insanlar alay konusu olurlar. Günümüzde biz çalışanların bu algısını kırdık. İnsanlar artık tedbir alan kişiye uzaydan gelmiş muamelesi yapmıyor. Artık çalışanlar tedbirli çalıştıkları takdirde eve sağ salim dönebileceklerinin bilincindeler.  Bu kazanım senelerdir sahada görev yapan İSG profesyonellerinin çalışmaları sayesinde hayata geçmiştir.
 
İş sağlığı ve güvenliği oluşumunun geleceği hakkında neler düşünüyorsunuz?
 
İSG sistemi devreye ilk girdiğinde daha ümitliydik. Kanun ayrıntılı yönetmelikler ile desteklenmişti. Her konuda ayrı ayrı yönetmelik yayınlanmıştı ve çok kapsamlıydılar. Uygulamada belirli sistemsel sıkıntılar var. Bu sıkıntılar giderildiği takdirde bu ülkede orta ve uzun vadede gerçekten çok güzel sonuçlar alacağımızı düşünüyorum. İnsanımız kendisine ve hayatına verilen değerin farkında. Kısa vadede sonuç öngörmememizin sebebi çalışan profilindeki eğitim düzeyinin düşüklüğü. Bu durum koruma tedbirlerinin maliyetini yükseltiyor ve bu da yüksek bütçeler gerektiriyor. Uzun vadede çalışanların tam bilinçlenmesi ile maliyetler de azalacaktır. Sistemsel sorunlardan bahsetmemiz gerekirse;  İSG alanında faaliyet gösteren bireysel uzmanlar ve kurumsal OSGB ler ücretlerini denetlemek ile yükümlü oldukları kişilerden alıyorlar. Güvenlik tedbirleri için ay içinde irili ufaklı maliyetler ile gittiğim işverene ayın sonunda hizmetimin bedeli faturayı yollamam benim taleplerimin faturam tarafından sönümlenmesini sağlıyor. Denetlemek ile yükümlü olduğumuz kurumlar ile mali bağımızın kesilmesi gerekiyor. Yükümlülüklerini 3 uyarıma rağmen yerine getirmeyen işvereni benim bakanlığa bildirmem gerekiyor. Hem bu bildirim yazısının hem de benim faturamın işverene gitmesi hayatın akışına ters bir durum. Denetimlerin azlığı da diğer bir sistemsel aksaklık OSGB denetimlerindeki hassaslığın işyeri denetimlerinde de gösterilmesi gerekiyor. Uzun vadede denetim görmeyen işveren tedbir maliyetlerine katlanmak istemiyor. Bizlerin de eli kuvvetsiz kalıyor. Bu sıkıntılar giderildiği takdirde sistem gerçekten oturacaktır. Uzman sayısının hızla artması ve tecrübeli uzmanların oranındaki büyüme ile güzel sonuçlar alınacağına inanıyorum. Kanunsal bir sıkıntı yaşamıyoruz. Yasa ve yönetmelikler gayet açık ve yetkin.  
 
Sizin gelecek planlarınız ve projeleriniz nelerdir? 
 
İş Sağlığı ve Güvenliği noktasında bir OSGB olarak faaliyet göstermeye başladığınız zaman ilk etapta idealist bir bakış açınız oluyor. Gerçekler yüzünüze art arda çarpmaya başladıktan sonra standardize ediliyorsunuz. Maalesef böyle bir sıkıntı var. Bizim OSGB olarak hedeflerimiz sektörel bazda sistemler geliştirmek. Örneğin tersane sektörü, inşaat sektörü, maden sektörü, imalat sanayi ve birçok dalda yeni İSG sistemleri oturtulabilir. İmalat sanayi iş makinesi kullanımı açısından sorunludur. Bu makine ve tezgahları fabrikadan çıktığı hali ile işletmenize koysanız bile denetmen geldiği zaman o makineyi yetersiz bulur. Demek ki makinelerin üretim safhasından başlayan bir sistem kurma ihtiyacı içindeyiz. Son dönemde ciddi manada tersane sektörüne eğildik. Sonuç alınmış İş Güvenliği sistemlerinin eklenmesi ile yeni bir İSG sistemini hayata geçirmeye karar verdik. Şu anda çalışmalarımız halen devam ediyor. Bu çalışmayı bir de yazılım ile desteklemek istiyoruz. Çalışanların kişisel bilgilerinin korunması kanununa riayet edecek şekilde gereksiz dökümentasyonu devre dışı bırakacak kimlik kartı sistemi çalışmamız var. Bakanlık ile olan diyaloglarımız maalesef çok kopuk. Bazen bakanlık yetkililerinin konuşmalarını duyuyoruz ve ‘’Herhalde hiç sanayi sitesini gezmedi’’ diyoruz. Bakanlık ile işverenler, KOBİ ler, OSGB ler arasında bir köprü oluşması gerekiyor. Bu konuda bakanlık destekli projeler üretip yürütmeliyiz. OSGB lerin konumlandırılması, İSG uzmanlarının ve hekimlerinin konumlandırılmasının çok net ve kalın çizgiler ile altının çizilmesi gerekiyor. İş Güvenliği uzmanları ile İşyeri Hekimlerinin aynı çatıda toplanması bile sistemi yavaşlatan bir unsur. İş  Güvenliği apayrı işlemesi gereken bir organizasyona sahip.  Tamamen bağımsız  yürütülmesi  gereken bir sistem. Biz Serhat OSGB olarak en kısa zamanda bahsettiğimiz bu projeler ve daha birçok yeni fikri hayata geçirmeye gönüllüyüz. 
 
Serhat Bey’e bizlere aktardığı değerli bilgiler için çok teşekkür ediyoruz. İş Sağlığı ve Güvenliği oluşumunun hayata geçmesi açısından kendisinin bizlere aktardığı bilgiler, tespitler, deneyimler ve yeni projeler sadece inşaat sektörünü değil, tüm İş Sağlığı ve Güvenliği sistemini anlayabilmemiz adına büyük önem taşıyor. 
 
Bir sonraki sayıda, İş Sağlığı ve Güvenliği’ nin işletmelerde gerçekleştirdiği faaliyetleri, yasal dayanaklarını ve uygulanma yöntemlerini incelemeye devam edeceğiz.
 
Güvende kalın,
Hoşçakalın.

Ana sayfa 1 Akel-3